ARSLANCA (SALMANKAS) KÖYÜNDEN
1945 DOĞUMLU BİR BÜYÜĞÜMÜZ İLE SÖYLEŞİ.
Bilgi: Bu söyleşi, kendisinin rızası yapılmıştır.
SORU: Siz
çocukken Salmankas nasıl bir yerdi ondan bahseder misiniz?
CEVAP: Tabii o zaman herkes
köydeydi. Yaşlılar o zaman medreseye gidiyordu, yaşayıp gidiyordu. İnsanlar
koyunuyla, ineğiyle, atıyla, eşeğiyle uğraşıyordu. Gurbete daha çok gençler
çıkmaya başladı. Çok sıkıntılar çektik, açlıklar çektik. Benim,
buradan Araklı’ya aç olarak gidip gelmiş olduğum gün vardır. Eşeğin samanı
vardı, gelirken samanı sattım handa ve ekmek alıp köye geldim.
SORU: Gurbete gidilir miydi?
CEVAP: Gurbete çıkanlar, oldukça
bu yakınlara giderdiler işte bu Of'a, Rize'ye filan. İnşaata giderdiler. İstanbul'a giden çok seyrek olurdu. İnşaatlarda çalışırlardı. Çay toplardı
kimisi. Ben de Of’ta fırında bile çalıştım bir sene. Öğrendim orada fırına
ekmek salmayı filan. Bir sene çalıştım orada. İhtiyaçtan tabi. E tabii gençsin bir
de mecbur yani. Yaz gelir, yine paraya ihtiyacın olur çayırın olur, otun olur,
unun olur, denin olur... Alacaksın onları.
SORU: Sizin küçüklüğünüzde
köyümüzde okul var mıydı?
CEVAP: Var idi. Hiç Araklı'da okul
yok iken bizim köyde okul vardı. Belki Araklı'da bile yok idi o zamanlar. 1950’de
açıldı okul. Ben o zaman 7 yaşındaydım. Medresede 2 ay okudum sonra okula indim.
Ne hevesliydim. Diplomamı ordan aldım. Ama ben hiç çocukluk yaşayamadım... Top
oynardık. İnerdik Kalenin üstüne, yerimiz bile yoktu. Ben hau dereye belki yüz
kere inmiş çıkmışım top için. Gençlik zamanı. Bir de ben pratiktim ya devamlı
beni yollardılar. İnerdik topu alırdık ki su girmiş ona olmuş leş gibi. Canımız
sıkılırdı. Islandı mı telleri yıpranırdı, patlardı. Bir arkadaşımız vardı, o Trabzon’da
okurdu biraz daha bilgiliydi. Dedi ben bunu şişiririm. Ne ile? Gaz ocakları var
idi eskiden. Ona bir şey uydururdu şişirirdi. Olurdu bomba gibi. Bayılırdık, sevinirdik
topumuz yenilendi diye.
SORU: Siz küçükken köydeki yaşantı
nasıldı?
CEVAP: Yazın herkes işindeydi,
koyunu sığırı olan yaylaya çıkardı. Gider gelirdiler. Kadınlar büyük çile
çekerdi. Bilama (biraz) süt için iki saat yürür gider ve dönerdiler. Dönerken de
bir yük diken yüklenirdiler sırtlarına. İhtiyaç var, yerimiz kıt... Saygı sevgi
vardı ama. Rahmetli Gedikoğlu bağırırdı şakayla ‘’Ulaaa, aç karnınızı
doyurdunuz mu? Gelin yemek vereyim, para vereyim size.’’ Çok şen adamdı, iyi adamdı.
SORU: Şartlar ağır mıydı çok?
CEVAP: Çok ağırdı. Tütüncüler
gelirdi kışın. Camiye inerdik, herkes bir paket alırdı. Tütüncüleri ertesi
sabah yola koyardılar. Her yer kar…
SORU: Tütüncüler nereden
gelirdi?
CEVAP: Akçaabat’tan. Onlar tütün
ekerdiler. Hep Akçaabat’tan gelirdiler. Akçaabat’ın yüksek köylerinden. Gelirdiler
satardılar, ederdiler, bir iki akşam kalırdılar. Sonra onları yola koyardılar
dağın üstüne kadar. Oradan gerisi daha az karlıydı.
SORU: Alışverişi nereden
yapardınız?
CEVAP: Güzün Bayburt’a ağaç
satardık. Alırdık un, doldururduk ambarlara. Patatesi filan Bayburt’tan alırdık. Bayburt
daha yakın bize çünkü. Ondan sonra gazımızı, soğanımızı, kesme şekeri çuvalla
alırdık. Çünkü kışın hayat olmazdı, gidemezdin bir yere. Kışın gurbete Rize’ye
giden giderdi, gidemeyen hazır yerdi. Yazın doldururdu kışın yerdi. Bazen
gençler buradan aşağı (Araklı’ya) giderdiler. Burdan Gezge köprüsüne koşa koşa giderdik
ki biraz beyaz ekmek versinler bize helva versinler de yiyelim.
SORU: Yaylaya gider miydiniz?
CEVAP: Tabii, herkesin yaylada
evi vardı. Benim fazla malım ve evim yoktu ben gitmezdim.
SORU: Yaylada başka yerden
insanlar var mıydı?
CEVAP: Tabii, çok vardı. Arsin’den,
Yomra’dan. Bir senesi, bizim bir topal çobanı dövdü yaylacıların biri. Bizim köylü duydu
bunu. Gitti onun sütünü ırmaklara döktü, dedi ki sen kimsin bizim çobanı
dövüyorsun, hatası varsa bize söyle. O adam işte ertesi gün atıyla gitti
yayladan. Bizim insanımız dışarıya karşı kenetlenirdi birbirine. Bir zaman bir
ağa Gedikoğlu mahallesinden yer aldı, ağalık yapmaya çalıştı. Bizim köylü dedi
ki biz bunun derdini çekemeyiz böyle. Dediler ona ki ‘’Arkadaş sen aldığın yeri
geri sat ve burdan def ol.’’ Köyün koyununu getirdiler onun önüne, adam istediği kadar koyunu aldı, yerleri bıraktı
def oldu gitti. Bu köyde hiç ağa barınamamıştır. Bu köyün insanı öyle
kenetliydi birbirine. Bu köy, birbirine tutkundu.
SORU: Bu köyün tarihinden bahseder
misiniz?
CEVAP: Bu köye biz Zugi’den
gelmişiz, sülale olarak. Şatıroğulları Arabistan’dan gelmişler. Arabistan’dan Of’a
gelmişler. Of’ta da bakmışlar çok sıcak, demişler daha serin bir yer arayalım. Tesadüfen
gelmiş öyle yerleşmişler. Bizim sülale Zugi’den gelmiş ama Zugi’ye nereden
gelmişler onu bilemiyorum. Onu rahmetli yengem vardı o bilirdi. O, anlatırdı tarihten çok şeyler. Evet dilden bize çok şeyler anlatırdı ama çocuk aklımızla
ne kadar kalacak aklımızda. Büyüklerimiz de demedi ki yazalım filan. Hiç de
kalmadı aklımda onun anlattıklarından.
SORU: Peki o yengenizden
duyduğunuz böyle eski hikayeler var mıdır?
CEVAP: Ruslar basmıştı burayı. Hemen
şu bizim evin karşısındaki ev var ya o evi, o ev en yüksek ev olduğu için, iki
üç kat olduğu için geldiler, o evi işgal ettiler. Ama insanlara hiç zarar
vermediler. Sabahleyin koyunu yatağından çıkarırdılar, giderdiler şu Ayvazlı’nın
dağa. Orada üç-beş tane yerdiler ederdiler, sonra akşam tekrar geri getirirdiler.
Hiç kimseyi öldürmediler. Ama kızlar yüzlerine maniya (soba karası) sürerdiler
ki çirkin görünsünler. Sonra Ruslar aldı malzemelerini Dere aşağı Araklı'ya doğru
gittiler.
SORU: Köyde Rumca konuşulur
muydu?
CEVAP: Yok. Türkçeden başka dil konuşulmazdı.
SORU: Peki Salmankas’ta
eskiden bir düğün nasıl olurdu?
CEVAP: Bizim düğüncü bir Mahmut
vardı ağzıyla kuvvetli çalardı. Kayde ederdi türkü söylerdi. Yani evvelden
kemençe filan yok. Kemençe, rahmetli Ziya’nın zamanında vardı. O da bayağı
zaman sonra oldu. Bir de bir abla vardı, o da çok güzel milleti oynatırdı.
SORU: Ne oynanıyordu?
CEVAP: Horon oynanırdı. Ben de
bir keresinde oynamaya çalıştım, sonunda yok beceremedim çıktım horondan. Atma
türküler söylenirdi, öyle düğünler olurdu.
SORU: Yemek kültürü nasıldı?
CEVAP: Bulgur pilavı, gendime
çorbası, arpa çorbası bunlar meşhurdu yani. Bir de patates kızartılırdı fırında,
tandırda. Bu köy hepten misafirperverdi medresede toplanırdılar akşam.
SORU: Medreseden bahseder misiniz?
CEVAP: Medresede çocuklar gündüz
okurdu. Kur’an okurdular orda. Akşamdan büyükler toplanır, kamçı oynardılar
orada. Saat 12’ye kadar. Böyle bir bezi sarardık, yüzüğü saklardık, bulamayan
dayağı yerdi. Tabii biz çocuktuk ama bizden 20 30 yaş büyük olanlarla
arkadaşlık ederdik. Muhabbet var idi, burada insanlar birbirini çok severdi.
Saygı var idi, hürmet var idi. Yaşlılar gurbete çıkmazdı. Hele Gedikoğlu hiç
çıkmazdı gurbete.
SORU: Gedikoğluların bazı
kısımları göçmüş galiba köyden öyle midir?
CEVAP: Evet, evet, torunları var Trabzon’da.
SORU: Bir de Ayvazoğulları
varmış, sonra köyden tümden göçmüşler. Bilgi verir misiniz?
CEVAP: Onlar çok çok eski. Ben
onlardan bilemem. Hatta şu karşı ebeklerin orda da köy varmış. Demek ki adamlar
göçü yüklemiş gitmişler. Orda büyük mahalle varmış.
SORU: Bu köy civarında kilise
var mıydı?
CEVAP: Burda yok. Değirmenin
başında bir kilisenin yer diye bir yer var ama ufak bir yer. O sırtın başında. Tek
mezar diye bilirdik biz, orda bir mezar vardı. Kıbleye dönük değildi.
SORU: Karşıdaki Örenler köyü ile
ilişkiniz nasıldı?
CEVAP: Örenler bizim mahallemizdi.
Muhtarlık buradaydı yani.
SORU: Karşılıklı gidip
gelmeler olur muydu?
CEVAP: Tabii ki olurdu. Gider
gelirdik birbirimize.
SORU: Peki, İsbatan ve Gezge
ile bağlantınız olur muydu?
CEVAP: Bir ihtiyacımız olduğu
zaman olurdu yani. Fazla bağlantımız olmazdı o köylerle.
SORU: Bayburt köyleriyle
ilişkiler nasıldı?
CEVAP: Bir şeyler satardık,
ihtiyaçlarımızı alırdık ederdik.
SORU: Araklı’nın diğer
köyleriyle temasınız olur muydu?
CEVAP: Kimilerinin olurdu. Mesela
Pirgi ve Samayer köyleri ve o civarlar ile.

Köyümüzde altı ay kış olduğu için biraz zorluk çıkıyordu ufak baş hayvan ve büyükbaş hayvan nar ile geçimini yapıyordu büyüklerimiz gurbete gidiyordu kışın yazın geliyordu hayvanlara yiyeceklerini köyde tarımla ilgileniyordu böylelikle ömürleri gelmiş geçmiştir
YanıtlaSilDeğerli yorumunuz için teşekkürler.
Sil