31 Mart 2026

SALMANKAS'TA ZAMANIN TANIKLARI - 1

ARSLANCA (SALMANKAS) KÖYÜNDEN 1945 DOĞUMLU BİR BÜYÜĞÜMÜZ İLE SÖYLEŞİ.

Bilgi: Bu söyleşi, kendisinin rızası  yapılmıştır.

SORU: Siz çocukken Salmankas nasıl bir yerdi ondan bahseder misiniz? 

CEVAP: Tabii o zaman herkes köydeydi. Yaşlılar o zaman medreseye gidiyordu, yaşayıp gidiyordu. İnsanlar koyunuyla, ineğiyle, atıyla, eşeğiyle uğraşıyordu. Gurbete daha çok gençler çıkmaya başladı. Çok sıkıntılar çektik, açlıklar çektik. Benim,  buradan Araklı’ya aç olarak gidip gelmiş olduğum gün vardır. Eşeğin samanı vardı, gelirken samanı sattım handa ve ekmek alıp köye geldim.

SORU: Gurbete gidilir miydi?

CEVAP: Gurbete çıkanlar, oldukça bu yakınlara giderdiler işte bu Of'a, Rize'ye filan. İnşaata giderdiler. İstanbul'a giden çok seyrek olurdu. İnşaatlarda çalışırlardı. Çay toplardı kimisi. Ben de Of’ta fırında bile çalıştım bir sene. Öğrendim orada fırına ekmek salmayı filan. Bir sene çalıştım orada. İhtiyaçtan tabi. E tabii gençsin bir de mecbur yani. Yaz gelir, yine paraya ihtiyacın olur çayırın olur, otun olur, unun olur, denin olur... Alacaksın onları.

SORU: Sizin küçüklüğünüzde köyümüzde okul var mıydı?

CEVAP: Var idi. Hiç Araklı'da okul yok iken bizim köyde okul vardı. Belki Araklı'da bile yok idi o zamanlar. 1950’de açıldı okul. Ben o zaman 7 yaşındaydım. Medresede 2 ay okudum sonra okula indim. Ne hevesliydim. Diplomamı ordan aldım. Ama ben hiç çocukluk yaşayamadım... Top oynardık. İnerdik Kalenin üstüne, yerimiz bile yoktu. Ben hau dereye belki yüz kere inmiş çıkmışım top için. Gençlik zamanı. Bir de ben pratiktim ya devamlı beni yollardılar. İnerdik topu alırdık ki su girmiş ona olmuş leş gibi. Canımız sıkılırdı. Islandı mı telleri yıpranırdı, patlardı. Bir arkadaşımız vardı, o Trabzon’da okurdu biraz daha bilgiliydi. Dedi ben bunu şişiririm. Ne ile? Gaz ocakları var idi eskiden. Ona bir şey uydururdu şişirirdi. Olurdu bomba gibi. Bayılırdık, sevinirdik topumuz yenilendi diye.

SORU: Siz küçükken köydeki yaşantı nasıldı?

CEVAP: Yazın herkes işindeydi, koyunu sığırı olan yaylaya çıkardı. Gider gelirdiler. Kadınlar büyük çile çekerdi. Bilama (biraz) süt için iki saat yürür gider ve dönerdiler. Dönerken de bir yük diken yüklenirdiler sırtlarına. İhtiyaç var, yerimiz kıt... Saygı sevgi vardı ama. Rahmetli Gedikoğlu bağırırdı şakayla ‘’Ulaaa, aç karnınızı doyurdunuz mu? Gelin yemek vereyim, para vereyim size.’’ Çok şen adamdı, iyi adamdı.

SORU: Şartlar ağır mıydı çok?

CEVAP: Çok ağırdı. Tütüncüler gelirdi kışın. Camiye inerdik, herkes bir paket alırdı. Tütüncüleri ertesi sabah yola koyardılar. Her yer kar…

SORU: Tütüncüler nereden gelirdi?

CEVAP: Akçaabat’tan. Onlar tütün ekerdiler. Hep Akçaabat’tan gelirdiler. Akçaabat’ın yüksek köylerinden. Gelirdiler satardılar, ederdiler, bir iki akşam kalırdılar. Sonra onları yola koyardılar dağın üstüne kadar. Oradan gerisi daha az karlıydı.

SORU: Alışverişi nereden yapardınız?

CEVAP: Güzün Bayburt’a ağaç satardık. Alırdık un, doldururduk ambarlara. Patatesi filan Bayburt’tan alırdık. Bayburt daha yakın bize çünkü. Ondan sonra gazımızı, soğanımızı, kesme şekeri çuvalla alırdık. Çünkü kışın hayat olmazdı, gidemezdin bir yere. Kışın gurbete Rize’ye giden giderdi, gidemeyen hazır yerdi. Yazın doldururdu kışın yerdi. Bazen gençler buradan aşağı (Araklı’ya) giderdiler. Burdan Gezge köprüsüne koşa koşa giderdik ki biraz beyaz ekmek versinler bize helva versinler de yiyelim.

SORU: Yaylaya gider miydiniz?

CEVAP: Tabii, herkesin yaylada evi vardı. Benim fazla malım ve evim yoktu ben gitmezdim.

SORU: Yaylada başka yerden insanlar var mıydı?

CEVAP: Tabii, çok vardı. Arsin’den, Yomra’dan. Bir senesi, bizim bir topal çobanı dövdü yaylacıların biri. Bizim köylü duydu bunu. Gitti onun sütünü ırmaklara döktü, dedi ki sen kimsin bizim çobanı dövüyorsun, hatası varsa bize söyle. O adam işte ertesi gün atıyla gitti yayladan. Bizim insanımız dışarıya karşı kenetlenirdi birbirine. Bir zaman bir ağa Gedikoğlu mahallesinden yer aldı, ağalık yapmaya çalıştı. Bizim köylü dedi ki biz bunun derdini çekemeyiz böyle. Dediler ona ki ‘’Arkadaş sen aldığın yeri geri sat ve burdan def ol.’’ Köyün koyununu getirdiler onun önüne, adam istediği kadar koyunu aldı, yerleri bıraktı def oldu gitti. Bu köyde hiç ağa barınamamıştır. Bu köyün insanı öyle kenetliydi birbirine. Bu köy, birbirine tutkundu.

SORU: Bu köyün tarihinden bahseder misiniz?

CEVAP: Bu köye biz Zugi’den gelmişiz, sülale olarak. Şatıroğulları Arabistan’dan gelmişler. Arabistan’dan Of’a gelmişler. Of’ta da bakmışlar çok sıcak, demişler daha serin bir yer arayalım. Tesadüfen gelmiş öyle yerleşmişler. Bizim sülale Zugi’den gelmiş ama Zugi’ye nereden gelmişler onu bilemiyorum. Onu rahmetli yengem vardı o bilirdi. O, anlatırdı tarihten çok şeyler. Evet dilden bize çok şeyler anlatırdı ama çocuk aklımızla ne kadar kalacak aklımızda. Büyüklerimiz de demedi ki yazalım filan. Hiç de kalmadı aklımda onun anlattıklarından.

SORU: Peki o yengenizden duyduğunuz böyle eski hikayeler var mıdır?

CEVAP: Ruslar basmıştı burayı. Hemen şu bizim evin karşısındaki ev var ya o evi, o ev en yüksek ev olduğu için, iki üç kat olduğu için geldiler, o evi işgal ettiler. Ama insanlara hiç zarar vermediler. Sabahleyin koyunu yatağından çıkarırdılar, giderdiler şu Ayvazlı’nın dağa. Orada üç-beş tane yerdiler ederdiler, sonra akşam tekrar geri getirirdiler. Hiç kimseyi öldürmediler. Ama kızlar yüzlerine maniya (soba karası) sürerdiler ki çirkin görünsünler. Sonra Ruslar aldı malzemelerini Dere aşağı Araklı'ya doğru gittiler.

SORU: Köyde Rumca konuşulur muydu?

CEVAP: Yok. Türkçeden başka dil konuşulmazdı.

SORU: Peki Salmankas’ta eskiden bir düğün nasıl olurdu?

CEVAP: Bizim düğüncü bir Mahmut vardı ağzıyla kuvvetli çalardı. Kayde ederdi türkü söylerdi. Yani evvelden kemençe filan yok. Kemençe, rahmetli Ziya’nın zamanında vardı. O da bayağı zaman sonra oldu. Bir de bir abla vardı, o da çok güzel milleti oynatırdı.

SORU: Ne oynanıyordu?

CEVAP: Horon oynanırdı. Ben de bir keresinde oynamaya çalıştım, sonunda yok beceremedim çıktım horondan. Atma türküler söylenirdi, öyle düğünler olurdu.

SORU: Yemek kültürü nasıldı?

CEVAP: Bulgur pilavı, gendime çorbası, arpa çorbası bunlar meşhurdu yani. Bir de patates kızartılırdı fırında, tandırda. Bu köy hepten misafirperverdi medresede toplanırdılar akşam.

SORU: Medreseden bahseder misiniz?

CEVAP: Medresede çocuklar gündüz okurdu. Kur’an okurdular orda. Akşamdan büyükler toplanır, kamçı oynardılar orada. Saat 12’ye kadar. Böyle bir bezi sarardık, yüzüğü saklardık, bulamayan dayağı yerdi. Tabii biz çocuktuk ama bizden 20 30 yaş büyük olanlarla arkadaşlık ederdik. Muhabbet var idi, burada insanlar birbirini çok severdi. Saygı var idi, hürmet var idi. Yaşlılar gurbete çıkmazdı. Hele Gedikoğlu hiç çıkmazdı gurbete.

SORU: Gedikoğluların bazı kısımları göçmüş galiba köyden öyle midir?

CEVAP: Evet, evet, torunları var Trabzon’da.

SORU: Bir de Ayvazoğulları varmış, sonra köyden tümden göçmüşler. Bilgi verir misiniz?

CEVAP: Onlar çok çok eski. Ben onlardan bilemem. Hatta şu karşı ebeklerin orda da köy varmış. Demek ki adamlar göçü yüklemiş gitmişler. Orda büyük mahalle varmış.

SORU: Bu köy civarında kilise var mıydı?

CEVAP: Burda yok. Değirmenin başında bir kilisenin yer diye bir yer var ama ufak bir yer. O sırtın başında. Tek mezar diye bilirdik biz, orda bir mezar vardı. Kıbleye dönük değildi.

SORU: Karşıdaki Örenler köyü ile ilişkiniz nasıldı?

CEVAP: Örenler bizim mahallemizdi. Muhtarlık buradaydı yani.

SORU: Karşılıklı gidip gelmeler olur muydu?

CEVAP: Tabii ki olurdu. Gider gelirdik birbirimize.

SORU: Peki, İsbatan ve Gezge ile bağlantınız olur muydu?

CEVAP: Bir ihtiyacımız olduğu zaman olurdu yani. Fazla bağlantımız olmazdı o köylerle.

SORU: Bayburt köyleriyle ilişkiler nasıldı?

CEVAP: Bir şeyler satardık, ihtiyaçlarımızı alırdık ederdik.

SORU: Araklı’nın diğer köyleriyle temasınız olur muydu?

CEVAP: Kimilerinin olurdu. Mesela Pirgi ve Samayer köyleri ve o civarlar ile.

 




ANAHTAR KELİMELER: Salmankas, Arslanca, Salmankas köyü, Arslanca köyü, Trabzon, Araklı, Doğu Karadeniz, köy tarihi, sözlü tarih, yerel tarih, kırsal yaşam, köy yaşamı, köy hafızası, toplumsal hafıza, kültürel hafıza, 1945 doğumlu tanık, zamanın tanıkları, sözlü tarih söyleşisi, yaşlı tanıklığı, kuşak hafızası, köy tanıklıkları, gündelik hayat tarihi, kırsal toplumsal yapı, Salmankas geçmişi, Arslanca geçmişi, 1940’lar, 1950’ler, Cumhuriyet dönemi taşra hayatı, Doğu Karadeniz kırsalı, medrese, köy medresesi, köy eğitimi, ilkokul, 1950’de açılan okul, eğitim tarihi, Osmanlı sonrası kırsal eğitim, geçim ekonomisi, hayvancılık, koyunculuk, sığır yetiştiriciliği, at, eşek, çayır, ot, un, köy ekonomisi, yoksulluk, kıtlık, açlık, gündelik geçim mücadelesi, gurbet, gurbete çıkmak, mevsimlik işçilik, inşaat işçiligi, fırıncılık, Of, Rize, İstanbul, çay toplama, iç göç, ekonomik göç, Karadeniz göç tarihi, Araklı’ya ulaşım, handa saman satmak, ekmek temini, kırsal emek kültürü, dayanışma, geçim stratejileri, köy insanı, yerel yaşam anlatıları, Salmankas sözlü tarih çalışması.

2 yorum:

  1. Köyümüzde altı ay kış olduğu için biraz zorluk çıkıyordu ufak baş hayvan ve büyükbaş hayvan nar ile geçimini yapıyordu büyüklerimiz gurbete gidiyordu kışın yazın geliyordu hayvanlara yiyeceklerini köyde tarımla ilgileniyordu böylelikle ömürleri gelmiş geçmiştir

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değerli yorumunuz için teşekkürler.

      Sil

Yorum ekleyebilirsiniz.